Hakan Kirdar
Gilbert & George ilk defa İstanbul’da!

Bütün bu ‘en’lerin yolu artık tek tek İstanbul’a düşüyor. Evet biraz olgunlaştıklarında, ama en nihayetinde düşüyor. Bu hafta sonu da çağdaş sanatın en müstesna ikilisi teşrif ediyor ilk defa şehrimizi: Gilbert & George.
Hastaları iyi bilir; 1942 ve 43 doğumlu ikili 1967’de St Martins School of Art’ta ilk karşılaştıkları andan beri beraber çalışıyor, beraber takılıyorlar. Tip itibarıyla mütevazı birer memur görünümünde, hatta fazlaca ediyle büdü şeklindeler. Bej-kahve-gri tonları, bir tek evrak çantaları eksik. Bu da oyunun, performansın bir parçası tabii; kendileri fiziksel olarak da işlerinin içindeler.
O capcanlı renkli, çiçekli, yaldızlı, olağanüstü kitsch, cüretkâr, provokatif eserlerinde, karikatürize edilmiş İsa’nın yanında en cıbıldak halleriyle görünmekten imtina etmiyor, tabularla, dinle, politikayla, sosyal meselelerle dalga geçmekte beis görmüyor, Tate Modern’dan Guggenheim’a en prestijli yerlerde sergileniyorlar.
Tatlı olduklarından çok daha fazla mühimler de yani.
Galerist’in davetlisi olarak gelen dünyaca şöhretli ikili, Londra’da neredeyse bir ömür boyuna yaydıkları her akşam mahalledeki aynı lokantaya gitme rutinini kırarak, bir grup sanat insanıyla Emirgan SSM’deki Müzedechanga’da yemek yiyecekler yarın akşam! Hadi bakalım.
Gerçek mekândan boşluk çalmak

Sistem açmazdaysa sanat da açmazda demektir. Bu yargıya çok önce varılmıştı zaten. Sanat tarihi, kendinden önce geleni aşmaya koşullu olanın tarihiyse, 20. yüzyılda sanat adına yapılmayan kaldı mı? Durum böyle olunca mesele bireysel sıçramalara kalıyor. Aklın hegemonyasına yenik düşmeden yaratıcı bir muhalefet için farkındalık ilk sırada. “Hem öznenin hem nesnenin data olma sürecine girdik. Artık ikisi eşitlendi. Tam da cyborglaşma dediğimiz döneme geçiyoruz. Biz ise farkındalık için alanlar yaratmaya çalışıyoruz.”
:mentalKLİNİK'in Galerist'teki 'tAVŞANdELİĞİ' sergisi, içinde bulunduğumuz zamanla ilişki kurmanın bir biçimi olarak kurgulanmış. :mentalKLİNİK sanatçıları Yasemin Baydar ve Birol Demir, 'Farkındalık için alanlar yaratmaya çalışıyoruz' diyor.
Elif Dastarl// RadikalHayalet Beton, Dargın Ağaç, Dikbaş Tepe//Sergi Açılışı
16 Kasım - 4 Aralık 2009
Sanatçılar:
Ahmet Uhri
Candan Öztürk
Ezgi Yakın
Hayal İncedoğan
Nejat Satı
Yaprak Oğuz
Kuratör: Borga Kantürk









Fotoğraflar: Gizem Akkoyunoğlu
Albüm Kapakları/01
ERDEM HELVACIOĞLU SES ENSTALASYONU/SOUND INSTALLATION@NOA, ALİ HOCA

Türkiye’deki ilk kalıcı ses enstalasyonu NON sanatçısı Erdem Helvacıoğlu tarafından gerçekleştirildi. Bu interaktif ses enstalasyonu NOA'nın Galata’daki Ali Hoca Binası içine yerleştirildi.
Eser, NOA'nın birinci yıl kutlamasının yapılacağı 19 Kasım günü ilk kez dinleyiciler ile buluşacak.
Enstalasyon bina girişine yerleştirilen bir laptop, kamera, ekran ve 6 hoparlörden oluşmakta. Özel olarak tasarlanan program, binaya giren kişileri sensör vasıtası ile algılamakta ve daha sonra rastlantısal olarak seçilen ses parçası bloklarını çalmaktadır. Yaklaşık 30 saniye süren her bir bloğa aynı zamanda özel olarak tasarlanan görseller eşlik etmektedir.
Enstalasyon için bir günlük zaman aralığı sekiz eşit parçaya bölündü. Bu zaman aralıkları ve duygu değişimlerini betimleyen çok sayıda ses tasarlandı. Böylelikle bina içine giren her kişinin farklı duyacağı bir ses çalışması, farklı ses dünyaları ortaya çıktı.
Helvacıoğlu, elektroakustik ve yeni müzik işleri ile tüm dünyada tanınan, günümüzün en önemli Türk bestecilerinden. Daha önce de 10. Uluslararası İstanbul Bienali’ne Atatürk Kültür Merkezi için tasarladığı ve bina içine yerleştirdiği ses enstalasyonu projesi ile katılmıştı.
NOA 1. yıl kutlamalarında ayrıca 13 ve 15 numaralı dairelerde Galeri NON sanatçılarından Güneş Terkol, Gökçen Cabadan, Nazım Hikmet Richard Dikbaş ve Gökçe Çelikel'e ait işlerden bir seçki sergileniyor.
///////////
The first permanent sound installation in Turkey (to be placed in a residential building) has been created by NON artist Erdem Helvacıoğlu. This interactive sound-installation can be viewed at the entrance of NOA's Ali Hoca Building in Galata.
The work will meet viewers on 19 November, during the first anniversary celebration of NOA.
The installation consists of a laptop, camera, screen and 6 speakers placed in the entrance of the building. The specially designed program detects via a sensor entries to the building and plays randomly selected sound unit blocks. Each block is around 30 seconds and accompanied by specially designed visuals.
For the installation, a period of 24 hours was divided into eight equal sections. Sound units describing changes in mood were designed for each section. Thus each new entrant to the building will be met by a different world of sound.
Helvacıoğlu is a contemporary Turkish composer renowned worldwide for his electro-acoustic and new music works. He previously took part in the 10th International Istanbul Biennial with the sound installation project he designed and placed in the Atatürk Cultural Centre.
The installation is accompanied by a selection from the works of NON artists Güneş Terkol, Gökçen Cabadan, Gökçe Çelikel and Nazım Hikmet Richard Dikbaş exhibited in rooms 13 and 15.
Türkiye sanatının Berlin gösterisi

İstanbul ve Berlin belediyeleri arasındaki 'kardeş şehir' ilişkilerinin 20. yılı vesilesiyle Berlin'de düzenlenen ve üç sergiyi kapsayan 'İstanbul Next Wave', şimdiye kadar şahit olduğumuz en manalı 'kardeş şehir' etkinliği. Sergiler vesilesiyle Türkiyeli sanatçılar Berlin'e çıkarma yaptı.
Hayalet Beton, Dargın Ağaç, Dikbaş Tepe

16 Kasım - 4 Aralık 2009
Sanatçılar: Ahmet Uhri, Candan Öztürk, Ezgi Yakın, Hayal İncedoğan, Nejat Satı, Yaprak Oğuz
Kuratör: Borga Kantürk
Açılış: 16 Kasım 2009 Pazartesi 18.00 - Fransız Kültür Merkezi, İzmir
Sergi, "Kent" kavramına güncel bir bakışı içeriyor. İzmir'de yaşayan ve üretim gösteren altı sanatçının kurgularına yer veren sergi, sanatçılar ile yaşadıkları şehir arasındaki etkileşime vurgu yapıyor. Burada söz konusu edilen, farklılık ve geçişlilikler; bölgesel, sosyal, coğrafi ve kültürel katmanları kapsıyor. Bu bölgeler arasındaki kimi yerde yaşanan geriye çekilmişlik, gerginlik, uzlaşmasızlık, günümüz kentinin huzursuz gerçeğini gözler önüne seriyor. Tüm bu katmanlar eşliğinde, kenti tıpkı bir haritaymışçasına önce bölümleyen, ayrıştıran, sonrasında da tümleşik kent manzarasına ulaştırmayı hedefleyen sergi, sanatçılarının yol göstericiliği eşliğinde, şehrin sakinlerini içeriye davet ediyor.











